Köyümüzün
ilk yerleşenlerinin asırlar önce anadoluya getirdiği ve zamanla üzerine yeni
eklemeler yaparak günümüze kadar getirdiği kültürümüz.
geleneksel yapımız değişen dünya şartlarında bu güne kadar hiç olmadığı
şekilde yıpranmaktadır. gün geçtikçe bir geleneğimiz daha yok olmaktadır.
Atalarımız büyüğe saygı, küçüğe sevgi ile davranmıştır. yardıma muhtaç olana
daima yardım etmiştir. evi olmayana köycek biraraya gelerek evini yapmışlardır.
köy odalarında 1985 lere kadar her bayram evlerden getirilen yemekler yenir,
bayramlar birarada yaşanırdı. çokuklar bayram günü sabah erkenden kalkar
ellerinde iğde ağacından yapılmış bişi deynekleri ile evleri gezerek bişi,
şeker, siğlim toplarlardı.
bir Cenaze olduğunda köylü elbirliği ile kabir kazarlardı. şükür bu geleneğimiz
hala ilk günkü gibi devam etmektedir. bu işten hiç kimse yüksünmez ve elinden
geleni yapar.
köyde sünnet düğünü pek yapılmaz, köye gelen sünnetçi (eskiden abdallar)
sünnet ettirilecek çocukları sırasıyla sünnet ederdi. aynı gün sünnet olan
çıcuklar arasında arkadaşlık bir daha başka olurdu.
Yağmur duasına tüm köylü istisnasız katılır, pilav pişirilir, dua edilir
ve Allah'a yalvarılırdı. hatta hüseyin hoca rahmetli bebekleri anasından,
kuzuları koyunlardan ayırarak bir dua yapmış hala anlatılır. bilienlere bir
anlattırın. yakında bilenler iyice azalacak. duyduklarınızı foruma yazarak
bizlerle paylaşın.
Dere bostanları, meşhur su kavgaları, su için kavga eden hiç kimse şimdi
birbiri ile küş değil. "bunun da ayrı bir zevki vardı."diyenler hiç te az
değil.
kur'an kursu ekmeğinin yapılması; köyümüzde 1965 yılında faaliyete geçen
kursun talebelerine verilecek ekmeği köyümüzün fedakar anaları hiç bir ücret
almaksızın sırayla hergün bir kişi tarafından eylenirdi. o zamanlar beyşehirdeki
fırınlardan bizim köye ekmek getirmek diye bir olayın adı bile bilinmezdi.
zaten ulaşım traktörlerle ve haftada bir gün oda Beyşehir'in pazarı olan
salı günüydü.
korudan odun kesme hakkı verildiğinde tüm köylü eşeklerini alır ve odun
kesmeye yeni koruya giderdi. korunun odun kesilecek bölümü ileri gelenlerce
belirlenir ve sadece oradan kesilirdi. kaç eşek yükü keşileceği de önceden
duyurulur fazla kesene ceza verilirdi. her aile cami içinde bir yük kesiverirdi.
çocuklar kışın okula giderken yanlarında okul torbalarından başka bir de
odun götürürlerdi.
Ekin biçme zamanı ekin sahipleri ırgat tutardı. ama keşik usulü ama parasıyla.
ırgatın üç öğün yemeğini ırgat sahibi hazırlardı. ırgat 10-15 hatta 20 kişiden
olabilirdi. genelde iyi ekin biçen genç insanlardan olurdu. 15-40 yaş gibi.
ırgatın bir hizada biçer ekini. en iyi ekin biçenleri iki başa koyardı ekin
sahibi. bunlardan birine eyner başı birine de göcer denirdi. bu iki kişi
diğerlerini sürükler ve akşama kadar daha fazla ekin işlenmesi(biçilmesi)sağlanırdı.
ekin yemeği ile aklımda kalan meşhur bir söz "ekin tarlasında yemeğin alt
tarafına oturacaksın." derler. neden böyle denildiğini büyüklerinize sorup
öğrenin.
Gurbetten gelenlerin evleri bir hafta misafir dolar taşardı. hem hoşgeldin
demek için hemde sohbet ortamı oluşacağından. çay, sigara ikramı da oldu
mu sohbetler bir koyulaşırdı ki eh gayı.
köyümüzde kara avcılığı meşhurdu. kış günleri akşamdan yada bir gün önceden
anlaşılarak ertesi sabah ya kıranda yada derede buluşulurdu. avcılar bir
plan yapar nerede avlanacaklarına karar verirlerdi. en usta avcının dediği
uygun bulunurdu. avlanılacak hayvanların ortak mı yoksa herkesin vurduğu
kendine mi olacak karar verilirdi. eğer ortak ise akşama kadar avlanılan
avlar bir eve götürülür ve bir kaç kişi gerekli şekilde avları pişirirdi.
ama yuvalak ama arabaşı yapılır ve tüm ava giden avcılar çağırılırdı. beraberce
yerler, sohbetler ederler ve ilerleyen saatlerde de bir kara havle (un helvası)
pişilir ve afiyetle yenirdi. ana sizler hiç bunları tatmadınız belki de şimdiye
kadar duymadınız. ama hala bunları yapabilirsiniz. yaylasun aynı duruyor.
dağlarında tavşanlar da var. tabii ki avlanma belgeleriniz ve uygun av sezonunda.
zaten eskiden de o sezonda avlanılırdı. avcılığın yazılı olmayan ama herkes
tarafından uygulanan kuralları vardı. yavrulu zamanda ava çıkılmaz çıkanlar
da kınanır ve hoş karşılanmazdı. güvercine tüfek atılmazdı. yatak yerinden
kalmayan tavşana tüfek atılmazdı. önce kalkması sağlanır hayvana kaçma fırsatı
tanınırdı.
nişan atışma; kınalı kayada beyaz bir laka vardır. köye gelen herkesin dikkatini
çeker. işte o leke hedefti. okkagilin damından o nişana mavzer ile nişan
atışılırdı. düğün sahipleri nişanı vuranı elbise ile veya bir hediye ile
ödüllendirirdi. tabanca ile çakmak veya saat vurma iddiasına da girerlerdi.
tabiki parasına değil. arkadaşına takılan ve sen vuramassın diyene arkadaşı
koy çakmağını veya saatini de bir gör der ve atış başlardı. iyi atıcı değilse
epey mermi yakardı. mermi de pek ucuz birşey değildi. ya vuramaz vazgeçer
yada saat darmadağın olurdu. herkes tabancası ile öğünürdü. ve pahalı bir
nesneydi. hatta mehmetemin bostanderedeki bahçesine karşılık bir tabanca
almıştı da herkes o tabanca patladığında bostandereeeeeeeeee, bostandereeeeeeeeee
diye ses çıkarıyor derlerdi.
Çayıların otunu biçme; köyde küçük çayır, büyük çayır, ayangilin çayırı,
hacıgilin çayır ile hüyük çayırı vardır. bu çayırların da hissedarları vardır.
bu çayırlara baharda su tutulur. su tutmak için de bağlama yapılırdı. sulanan
çayırın otu hissedarlar tarafından biçilir. birkaç gün kurumaya bırakılır
ve bu otlar hissedarlar tarafından burma haline getirilirdi. bu burmalar
sayılır hissedarlara hisse leri miktarınca paylaştırılırdı. ama herkesin
hissesi farklı olurdu. çünkü kız hissedarı ile oğlan hissedarı farklı hisse
alırdı. bunu bir bilene sorun ve foruma yazın. beni çok sevindirirsiniz.
BAĞ BOZUMU:
1960 yılına kadar köyümüzde çok güzel üzüm bağları varmış.
büyüklerimiz böyle anlattılar. ben de bu bağlardan artakalan omcaları gördüm.
özellikle hüyükardı dediğimiz mevkide bolca olan bağlar eylül başından itibaren
bekçi tutularak beklenirmiş. son dönemlerde rahmetli yeşil ali tarafından
beklendiği söylenir. bağ bozumu başlayınca kağnılarla günlerce köfün köfün
(küfe küfe) üzüm taşırlar onu kaynatırlar ve pekmez yaparlarmış. pekmez yemekten
bıkardık derler. çayı da şeker parası olmadığından pekmezle tatlandırılarmış.
KÖY ODALARI:
yaylasun köyunde 3-4 tane oda vardı. ( hacıgilin odası,durmuşgilin odası, kürdoloğlugilin
odası, aşağı oda vb. )
köye gelen misafirler hayvanları ,malları,canları ile birlikte bu odada kalırlar,
hayvanlarının yemı ve samanı kendilerinin yiyecekleri oda sahipleri tarafından
karşılanır, hic bir uçret istenmezdi misafir istedigi kadar kalır satacagı
mallarını satar ve gıderdi.
bu odalar aynı zamanda bayramlarda erkeler toplanır herkes evınden 1-2 kab
yemek getirir, burada birlikte yenir bayramlaşılır, kuskunler barıştırılırdı.
Ulaşımın kolaylaşması en önemlisi insanların birlik ve beraberlikten uzaklaşması,
bu odaların yok olmasına neden olmuştur. misafir gelmiyor olabilir ama bayramlarda
yemek yenip bayramlaşılabilirdi. ama bu gelenekte kayboldu.
Ekin
sahibinin tarlasında ki son başak ta biçildikten sonra ekin sahibinin
önüne orak atılır, tüm ekinlerin işlendiği artık ekinden kurtulduğu haber
verilir. Ekin sahibi de orak atan kişilere hediye olarak lokum şeker
vb. ikram ederlerdi.
TARHANA:
Tarhana tüm Türkiye de yapılan kışlık
yiyeceklerdendir. Genelde çorbalık olarak yapılır. Beyşehir ve köylerinde
hem çorbalık hem de çerezlik olarak tarhana yapılır. Tarhana (tarna)
için köyümüzde şu ön hazırlıklar yapılır.Tarna için meşe ağaçlarının
yapraklarından bir yük iki yük yaprak kesilir. Yarma çektirilir, yoğurt
tuluğu yayılır, elde edilen ayran ile yarma kazanlarda kaynatılır. Kazanlar
ateşten indirilir. İsteyenlere taze tarna tereyağ (sadeyağ) ile kavrularak
ikram edilir. Sabaha doğru soğuyan tarna hamuru el veya ayakla çiğnenerek
yoğrulur. Sabahın ilk ışıkları ile evin damına meşe yaprakları serilerek
komşu kadınları elbirliği ile tarna hamurundan elde edilen meleksileri
incelterek 20 - 25 cm çapına ulaşana kadar yassılaştırıp dama serilen
meşe yaprağının üzerine koyarak kurutulur. İki günde ancak kuruyan tarna evde rutubetsiz bir ortamda saklanır. Kışın ambar veya bitekten çıkarılan
tarna (tarhana) ocakta, sobada iki tarafı da kızartılarak misafir veya ev halkına
sunulur. Yanında ceviz yada yerfıstığı bulunur. Afiyetle yenir.